1 Nisan 2016 Cuma

TUTUKLANDIK




TUTUKLANDIK

Can Dündar

2016

Can Yayınları

1. Basım - Mart 2016

319 sayfa


29 Mayıs 2015 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde bomba gibi bir haber yapıldı.


http://t24.com.tr/haber/cumhuriyet-savci-ve-asker-tutuklatan-mit-tirlarindaki-silahlarin-fotograflarini-yayimladi,298109
Buna göre;

19 Ocak 2014'te MİT'e ait bir tır jandarmalar tarafından durduruluyor. Jandarma, savcılık emriyle tırda arama yapıyor. İçeriden havan topları, top mermileri vs çıkıyor.

Yani MİT, Suriye'ye silah taşıyor.

Halbuki hükümet insani yardım yaptığını iddia ediyordu.

Sonra silahları Türkmenlere taşıdıklarını söylediler ama onu da Türkmenler yalanladı.

MİT, düpedüz komşu bir ülkeye silah sevkediyordu, meclisten ve tabii ki halktan habersiz. 

Demek ki Suriye'deki iç savaşın tarafı haline getirilmek istendik. 

Bir gazetecinin haber yapmadaki birincil amacı haberde kamu yararı olup olmadığıdır. Bu olayı bilmeye hakkımız yok mu? Dolayısıyla bunun haber yapılması dibine kadar kamu yararıdır.

Ama hükümet ve dolayısıyla savcıya göre bu gizli kalmalıymış. 

Hatta R.Tayyip Erdoğan -her zaman yaptığı gibi- daha da ileri gidip haberi yapanlar için "Bunun bedelini ağır ödeyecek." bile dedi.
https://www.youtube.com/watch?v=4482VsR3Vrc
(Normal şartlar altında, normal bir ülkede bu yargıya müdahaledir ve tehdittir. Ama sevgili cumhurbaşkanımız bizi normal bir ülke olmaktan çıkaralı çok oldu.)

İlerleyen günlerde ise MİT tırlarındaki silahlar için "Varsa ne olacak, yoksa ne olacak?" da dedi. 


Yani Suriye'ye gizli gizli silah taşındığı tartışma konusu değil. Tartışma konusu bunun gizli kalması gerekip gerekmediği.

Ne güzel, ülkenin yöneticileri bizi savaşın tarafı yapmak istesin, ama halkına sormasın. Tamam hadi halka sormadın, meclise sormamak nedir? 

"Neyin bilinip bilinmemesi gerektiğine kim karar verecekti?
Tabii ki dönemin hükümeti...
Peki ya hükümet suç işliyorsa?.. Ya o suç 'gizli' damgası ile gizleniyorsa?
Bunu kim denetleyecekti." sf.60

"MİT, kendisine yasayla verilmemiş bir misyon üstlenip komşu ülkedeki iç savaşa silah taşıyarak suç işliyordu.
Hükümetin çıkarı bu suçu gizlemek olabilirdi; ama gazetecinin görevi bu suçu sergilemekti." sf.61

"Devlet çıkarı diye pazarlanan şey, çoğu zaman devrin hükümetinin çıkarından ibaretti. Bu tuzağa karşı bize düşen, kamunun çıkarını savunmaktı." sf.61

Dünyada bu işler nasıl oluyor?

"Devlet, kirli sırlarını gizlemeye çalışır. Basının görevi ise onları deşifre etmektir. Deşifre olursa da yazan değil sızdıran suçlanır. Sırda suç varsa suçlu yargılanır." sf.215


Ve sonuçta hakkında casus olduğu iddiasıyla Can Dündar hakkında yargılama başlatıldı.

"Hesap sormamız gerekenlere hesap vermeye gidiyorduk." diyor haklı olarak.

Başsavcı Vekili İrfan Fidan, 26 Kasım 2015'te Can Dündar'ı ifadeye çağırdı. İfadede geçen konuşmalar da yer alıyor kitapta. Savcının vizyonunu görebilirsiniz bu satırlarda.

(Teknik olarak iddianame demek zor. Hatta hukuk fakültelerinde "Bir iddianame nasıl yazılmaz?" sorusuna iyi bir örnek olur. Can Dündar'ın köşe yazıları, makalelerden -isimsiz ve izinsiz- alıntılar...vb ile 400 küsur sayfa bir metin. Bunların suç isnadı ile bağlantısını bulmak pek kolay değil.)

( İlginç bir tesadüf, Can Dündar master tezini devlet sırları ve basın özgürlüğü üzerine yazmış. Haha. İroni gibi ironi)

Ardından tutuklanmasına karar veriliyor. 




Kitapta da bu süreci ve içerideki günlerini yazmış.

"Silivri Edebiyatı" diye özel bir tür oluştu bence, kitapçılarda buna ayrılmış özel raflar olmalı. Nedim Şener, Ahmet Şık... Can Dündar da gazetecilikten tutukluluk anlamında kendinden daha tecrübeli bu isimlere atıf yapmış. Bunun yanı sıra konusu adalet, dava, suç olan romanlara, hikayelere, filmlere de değinerek içeride geçirdiği günleri yazmış.

Erdem Gül gelene kadar koğuşta tek başına kalmış. Bugün gazetesi "Can Dündar Dubleks Dairede Kalıyor" diye haber yapmıştı.

Ulan istersen sarayda kal, yalnız olduktan, insanlarla iletişim kurman engellendikten sonra neye yarar, paçavra?

"Tecrit insansızlaştırma demekti, Bu da ancak insan olanın anlayabileceği bir şikayetti." sf.162

Akit namlı paçavra da Can Dündar'ın evliliği ve oğluyla ilgili...üfff. Leş, resmen leş.

Ama Dündar'ın satırlarında öfke yok, nefret yok, kin yok.

Haklılığına ve doğru yaptığına duyduğu inanç var.

Bir de karşısındaki güç, şerefli bir mücadele anlayışından yoksun olduğu için, her an hukuka aykırı delil uydurmaca, iftira atmaca, haksız yere yıllarca içeride tutulmaca gibi çamurlara maruz kalabileceği endişesi.

"Bir dönemki ortaklarından kumpas kurmanın inceliklerini öğrenmiş olmalılardı." sf.286

Yer yer lafını da koymuş.

"Zordu bu casusluk işi... Ama yine de hırsızlıktan iyiydi." sf.117

"Hırsız girmesine imkan yok. Zaten hırsızları almıyorlar içeri..." sf.164

"En büyük suçlu kitlesi hırsızlarmış. Tabii küçük çalanlar... Büyük çalsalar, yargılanan değil, yargılayan poziyonunda olacaklardı." sf.239

En efsanesi ise "Bir Yandaş Yazı Denemesi Erdoğan'a Açık Mektup" başlıklı köşe yazısıydı.


Üç ay tutukluluğunun ardından çıktı. Yargılaması harala gürele devam ediyor, ne olacak bakalım?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder