18 Kasım 2012 Pazar

HOCA'NIN İLMİ




F-tipi bilim

HOCA'NIN İLMİ

Yayınevi: Bilim ve Gelecek Kitaplığı

Basım Yılı: 1. Baskı - Nisan 2012

Sayfa Sayısı: 144




Bilim ve Gelecek gibi bir bilim yayını neden bir din adamının düşüncelerini ele alıp kitaplaştırır? 

Derginin genel yayın yönetmeni Ender Helvacıoğlu, kitabın sunuşunda bunun cevabını vermiş:

"Birincisi, Fethullah Gülen bilimin alanına giriyor. Bilimsel gözükmeye, düşüncelerinin bilim ile çelişmediğini göstermeye özel bir önem atfediyor. Yazılarının çoğunda bilimsel gelişmelerden ve bulgulardan söz ediyor, örnekler veriyor. Bilim ile dini buluşturmak ve uzlaştırmak en büyük misyonlarından biri."

Doğru mu Samet? Doğru.

Kitapta sadece Fethullah Gülen'in kitaplarından alıntılar var. Başlıklar hariç. Başlıklar ilgi çekici, merak uyandırıcı, bir parça da küçümseyici ve provokatif.

Mesela;

" Kadın dövme, terbiye usul ve metodunun bir parçasıymış."

" Kesilen hayvanın çırpınması, duyduğu lezzettenmiş!"

" İlmin bilmediğini medyumlar bilirmiş"

Bu başlıkların altında da konuyla ilgili Fethullah Gülen'in sözleri. 

Sadece belli kısımların cımbızlanarak alıntılandığı saldırısına maruz kalmamak için alıntılar epey uzun tutulmuş.

Daha önce birkaç Fethullah Gülen kitabı okumuş biri olarak onun düşüncelerinin eleştirilecek birçok yanı olduğu muhakkak.

Kitapta "Proletaryadan söz etmek cin işi, şeytan işi" başlığı altında F.Gülen'in "...Feodalizm, Kapitalizm ve Komünizmin hepsinin altında, şeytanın hilesi ve oyunları vardır. Evvela o, insanları tatmin olamayacakları noktalara sürüklemiş ardından da çeşitli isimler altında ( işçi hareketi, proleterya diktatörlüğü vs. gibi) hortlattığı insanlara, yanlış çareler takdim etmiş ve onları büsbütün şirazeden çıkarmıştır..." sözleri yer alıyor. Bu ve benzer diğer sözleri biraraya getirildiğinde Fethullah Gülen'in işçilerin ses çıkarmasından, hak arama taleplerini sesli bir şekilde dile getirmelerinden hiç haz etmediği sonucu çıkıyor. 

"Zenginden alıp fakire vermek, esasen eşitlik getirmez; aksine kabiliyetlerin körelmesine, çalışma arzusunun sönmesine, üretimin düşmesine ve sevgi, saygı, itaat ve şefkat gibi güzel duyguların ölmesine yol açar..." diyerek bir yanda zengin seviciliği, bir yanda da kitaplarından aklımda kaldığı kadarıyla fakirliği özendirici söylemleri var ki çelişkinin tillahını ortaya koyuyor.

Aslında çok çelişki yok. Özetle diyor ki "Fakirler fakir kalsın. İsyan etmesin. Zenginlerine iyi davransın. İtaat çok önemli. Bunların ödülü hep ahirette var."

Bir de Kuran'ın bugünkü bilimsel sonuçları çok önceden yazmış bir matematik kitabı gibi, bir fizik kitabı gibi gösterme uğraşı var. Doğrudur, yer çekimi kanunu Kuran'da yazıyordu, dünyanın döndüğü zaten yazıyordu, suyun kaldırma kuvveti Kuran'da belliydi zaten... Ama Kuran'ın bilimle çelişmediğini göstermek için böyle çabalara gerek yok. O bir dini kitap, bir kutsal kitap. Böyle örnekler inanmayanları ikna etmektense güldürüyor bence. Adam zaten Kuran'ın Allah kelamı olduğuna inanmıyor ki bunlarla ikna olsun. 

Tüm bunların bir de artık okullarda okutulacak olması... Tümden gereksiz. Hepsinin yeri ayrı olmalı. İnsanlık yüzyıllar önce dinin ve diğer işlerin birbirinden ayrılması gerektiğini anlayıp "laiklik" kavramını oluşturmuş. Şimdi geriye dönüş mü yaşayacağız.

17 Kasım 2012 Cumartesi

YER ALTINDAN NOTLAR




YER ALTINDAN NOTLAR

( Zapiski Iz Podpolya )

Yazarı: Dostoyevski

Çeviren: Nihal Yalaza Taluy

Yayınevi: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları

Basım Yılı: 2001

Sayfa Sayısı: 147



Küçükken, ortaokul yıllarımda gazeteler kitap hediye ediyordu. Kuponla değildi, gazetenin promosyonuydu. Bir gazete+bir kitap. Bu şekilde ilk kütüphanemi oluşturmuştum. Bu kütüphanemin ilk kitapları "Milliyet gazetesinin çocuklara armağanıdır", "Yeni Yüzyıl'ın okurlarına hediyesidir." yazan dünya klasikleriydi. Daha doğrusu bu klasiklerin 60 ile 90 sayfa arasına sıkıştıtılmış konsantre halleriydi.

Böylece Üç Silahşörler'i, Sefiller'i, Monte Kristo Kontu'nu okumuşluğum var.

Sonra lise yıllarımda "Dünya klasiklerini okudum ben ohoo", diye kendi içimde havalanırken bir gün bir kitapçıda Sefiller'in koca bir tuğla kalınlığında olduğunu, üstelik de iki cilt olduğunu gördüğümde yaşadığım şaşkınlığı tahmin etmek zor olmasa gerek.

İşte Dostoyevski'nin bu kitabını da ilk gördüğümde o yıllar geldi aklıma. Özet olduğu düşündüm bunun. Ama değilmiş. Modeli bu. 

İlk kısımda karakter kendini anlatıyor. Zaten " Namuslu bir adamın bahsetmekten en çok zevk aldığı konu nedir bilir misiniz? Cevap: bizzat kendisi."

Çok zekiymiş de, kimse onu anlamıyormuş. Tembelliği olsun, bir baltaya sap olamayışı olsun hep çok zekiliğinden.

Sonra hikayelere geçiyor. Anı ya da. Ne derseniz işte. Dışlanmışlığı, aşağılanışı...

Mesela bir subaya kıl oluyor. Subaydan intikam alacak. İntikam planı da sokakta karşılaştığında yol vermemek. Herkes o subaya yol verirken, bizimki yol vermeyecek. Ve bunu öyle havalı yapacak ki, insanlar ona hayranlıkla bakacak. 

Tabi ki öyle olmuyor. İlk birkaç denemede belki refleks, belki korku o da yol veriyor. Nihayet yol vermemeyi başardığında ise bunu o kadar doğal bir şekilde yapıyor ki subay kendisi yolunu değiştiriyor umursamadan. O arada hafifçe omuz atmış oluyor adamımız. 

Bu kadar intikamcık bile ona yetiyor.

Böyle küçük bir insan bu aslında. Ama kendini çok önemli, çok büyük görüyor. 

Arkadaşları bunu hiç bir yere  çağırmaz, bu da zaten arkadaşlarını sevmez. Ama bir yandan da çağırsalar da gitmesem, yalvarsalar da umursamasam diye iç geçirir. 

Dev hayalleri vardır, ama gerçekleştirecek mecali yoktur. 

Beylik lafları vardır, dinleyen mühim biri sanır, ama borç alarak geçinen sefil bir hayatı vardır. 

İnsanın bir yandan güldüğü, bir yandan acıdığı, bir parça anladığı, belki bazen kendisine benzettiği bir tip bu. 

Tekrar tekrar okunmayı hakediyor.

BORA'NIN KİTABI



BORA'NIN KİTABI

Yazarı: Ayşe Kulin

Yayınevi: Everest Yayınları

Basım Yılı: 1. Basım - Eylül 2012

Sayfa Sayısı: 249


Ayşe Kulin'in , Gizli Anların Yolcusu kitabının içinden çıkan başka bir öykü.

O kitap yayınevi sahibi, evli mutlu çocuklu - en azından dışarıdan görünüşü öyle- olan İlhami'nin dünyasından anlatılıyordu. 

Şimdi Bora'nın gözünden olaylar anlatılıyor. 

Gizli Anların Yolcusu'nu okumadan da anlaşılabilecek bir kitap ama böyle bir durumda havada kalan kısımlar olacaktır. 

Bora'nın zorlu hayatının derinlikli bir anlatımından ziyada onun son dönemlerini, geriye dönüp hatırladığı anılarla anlatan, bir çırpıda okunuveren ve çok da lazım olmayan bir roman. Çok da lazım değil, çünkü Gizli Anların Yolcusu'nda Bora'nın iç dünyasının tahlili zaten yeteri miktarda yapılmış, onun nasıl biri olduğunu anlamıştık. Bu kitap daha fazlasını söylemiyor.

Zorlarsanız altında doğuda yaşamın, özellikle kadınların yaşamının ne kadar zorlu olduğu, böyle bir çevrede bir eşcinselin ne derece büyük zorluklarla karşılacağı gibi bir takım toplumsal mesajlar bulunabilir, ancak öyle bir zorlamayı gerektirmeyecek bir piyasa kitabı. Yaz olaydı iyiydi. Sahillerde güneşlenirken bol bol okuyanını görürdük.