24 Mart 2012 Cumartesi

ÇOCUKLUĞUM


ÇOCUKLUĞUM

Yazarı: Maksim Gorki

Türkçesi: Barbaros Küpçük

Yayınevi: Armoni Yayınları

Basım Yılı: 1. Baskı- Ağustos 2011

Sayfa Sayısı: 239


1868 yılında doğan Maksim Gorki hayatını ''Çocukluğum'', '' Ekmeğimi Kazanırken'' ve ''Benim Üniversitelerim'' adlı üç ciltte yazmış.

İşte bunlardan ilki de ''Çocukluğum''

Çok kahır bela bir çocukluk geçirmiş. Babasını küçük yaşta kaybedince annesi ile birlikte dedesigillerin evine gitmişler. Ama dedeye gel. Nasıl sert, nasıl acımasız. Sürekli dayak atmalar. O kadar ki adam kendi karısı olan yaşlı başlı nineye bile dayak atıyor. Hatta dayak da değil. Yumruk. Ve o dönem Rusya'sında anladığım kadarıyla adamların, karılarını yumruklaması gayet olağan karşılanıyor.

Dede, biraz zengin. Ama bir o kadar da cimrinin önde gideni, geride durmayanı. Onun mirasına bir an önce konmak isteyen oğulları, adamı öldürmeye bile kalkışıyor. Maksim Gorki'in dayıları da böyle herifler işte.

Annesi desen kendi dünyasında yaşıyor. Evleniyor, yeniden çocuk sahibi oluyor falan.

Maksimcik Gorkicik bir ninesinden sevgi görüyor. Nenem benim. Ne varsa sende var, pamuk nine.

Böyle bir ortamda yetişen Maksim Gorki, iyi psikopat çıkmamış.

ROMEO VE JULİET


ROMEO VE JULİET

Yazarı: William Shakespeare

Türkçesi: Züleyha Yılmaz

Yayınevi: Ve Edebiyat Yayınları

Basım Yılı: 2. Baskı- Eylül 2009

Sayfa Sayısı: 190


1500'lü yıların sonunda yazılmış bir eser bu. 1500 yaa. 1500 diye yıl mı olur arkadaş? Yıl dediğin 2012 olur, 1993 olur, 1987 olur, 1881 olur, hadi olsun olsun 1789 falan olur. 1500 nedir ya?

Hadi 1500 diye yıl var. O tarihte yazılmış bir oyun, bugüne kadar nasıl gelir? Nasıl bir şaheserdir? Allah'ın nasıl büyük bir lütfudur bu o kuluna. Bak şimdi ben mesela tam bugün bir kitap yazıyorum diyelim. Yıl oluyor 2500, hala benim adım, benim kitabım insanların dilinde. Muazzam birşey.

Neyse konuya geliyorum.

Konuyu biliyor gerçi herkes. Romeo ve Juliet, Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin...hepsi aynı. Kavuşamayan aşıklar. Kavuşsalar zaten efsane değil masal olur. Masallarda güzel prenses ile yakışıklı prens kavuşur ve sonsuza kadar mutlu yaşarlar. Eğer kavuşamazlarsa efsane olurlar, dilden dile büyür aşkları.

Romeo ve Juliet, aslında tam da dengi dengine çalan davullar. Ama aileleri arasında düşmanlık var. Bu düşmanlık da ancak bu genç aşıklar Hakkın rahmetine kavuşunca ortadan kalkıyor ama iş işten geçti ey Capulet ve Montague aileleri.

Juliet'imin Romeo düşman aileden olmayaydı diye bir dileği var ki , kıyamam ben ona:

'' Ah Romeo, Romeo!
Neden sanki Romeo'sun sen?
Reddet babanı,inkar et adını.
Ya da bunu yapmazsan,
Beni sevdiğine yemin et,
Ben olmam artık bir Capulet.

Benim düşmanım olan adındır sadece,
Sen yine sensin,b ir Montague olmasan da.
Nedir ki Montague?
Ne bir el, ne ayak, ne kol, ne yüz,
Ne de başka bir parçası bir erkeğin.
Başka bir isim olsun!
İsim dediğimiz nedir ki?
Gül dediğimiz şu şey,
Kokar başka bir isimle de ,
Aynı güzellikte.
Bu yüzden Romeo, çağrılmasa da Romeo diye,
Kaybetmez o güzel kusursuzluğunu,
İsimsiz de sahip olduğu.
Romeo,çıkarıp at parçan olmayan ismini,
Ve ona karşılık al bütünüyle beni.''

TENSİNG


TENSİNG

Yazarı: Memet Baydur

Yayınevi: Mitos Boyut Yayınları

Basım Yılı: 1. Basım- Ocak 1994

Sayfa Sayısı: 80


Everest'in tepesine tırmanan ve bu başarısı nedeniyle ''Sir'' ünvanı alan Edmund Hillary'nin, bu tırmanış sırasında kendisine rehberlik eden Nepal'in yerlisi Tensing ile iç çekişmesini anlatan oyun.

Edmund burada batıyı temsil ediyor. Güçlü,hırslı, savaşçı.

Tensing de doğuyu. Sakin, dingin, ununu elemiş eleğini asmış.

Edmund, Everest'e tırmanan ilk insan olarak tarihe geçiyor. Halbuki Tensing oraya daha önce tırmanmış, hatta onun babası, hatta onun da babası daha önce zaten tırmanmış. Onlar için bu gayet sıradan bir şeyken, batılı insanlar için olağanüstü bir olay.

İşte Edmund da, Tensing ile ama aslında kendi içinde bu durumu tartışıyor.

Kitabın başında Prof. Sevda Şener'in oyun hakkında daha derin bir yorumu var. Benden bu kadar çıkıyor.

KUTU KUTU


KUTU KUTU

Yazarı: Memet Baydur

Yayınevi: Mitos Boyut Yayınları

Basım Yılı: 1. Basım- Haziran 1995

Sayfa Sayısı: 59


Memet Baydur'un 1994'te yazdığı 2 perdelik bir oyun.

1990'lı yıllar Türkiye'de irtica ve şeriat korkularının doğduğu yıllardı malum. Ondan etklenmiş olsa gerek Baydur, yönetim ve zihniyet değişikiliğine değiniyor bu oyunda.

Kutular, şehrin çeşitli yerlerine konulmuş ,içlerinde insanların yaşadığı sanatsal figürler. Belediyenin bu kutu ve heykellerinden sorumlu kişisi Ayşe bunun çok çağdaş, çok modern olduğunu savunuyor ilkin.

Onun kadar savunmasa da karşı da çıkmayan Murat, iktidara geldiğinde bunların ortadan kaldırılmasını istiyor. Ayşe de yönetimdeki yerini korumak için Murat'a yaranmaya çalışıyor ve o da başta çok savunduğu bu şeylerin kaldırılmasını istiyor.

Basit ve hatta biraz çocukça bir iktidar eleştirisi ama hiç yoktan da iyidir. Bir gün bir sahnede oynarsa izlemek isterim mesela. Hani okuduğun bir kitabın sonra filmi çıkar da, aslında senin kitabı okurken zihninde canlandırdığından epey farklı olduğunu görürsün ya sinemada. İşte merak ediyorum, okuduğum bir tiyatro oyununu sonra sahnede görsem nasıl olur? Oynasa da izlesek.

10 Mart 2012 Cumartesi

BEYAZ GECELER


BEYAZ GECELER

Yazarı: Dostoyevski

Yayınevi: Akvaryum Yayınevi



Bu kitaptaki gibi bir adam bugün kimin karşısına çıksa ona edilecek laf hazırdır: abazan

Adamımız, bir kadınla karşılaşıyor. Vuruluyor görür görmez. Sonra da yanına gidip '' 26 yaşındayım. Bugüne kadar hiçbir kadınla konuşmadım. Kadınlardan korkuyorum. Hede hödö'' diyor.

Bu durum kadının ilgisini çekiyor. ''Ah canımmm'' diyor tüm naifliğiyle. '' Hadi gel birbirimize hayatımızı anlatalım.''

Boşuna değil, Dostoyevski'nin bu kitabının fazla yankı uyandırmaması. Abazan ile saf kadından bir cacık olmaz güzelim.

Ha kadının saflığını da anlatayım öyle bitireyim.

Hanım kızımız Nastenka, aslında başka bir adama aşık. Bizim abazana da diyor ki ''Bak benim de konuşacak kimsem yok. Hadi konuşalım. Ama bak sakın bana aşık olma tamam mı? Ben başkasına aşığım çünkü.''

Bizim abazan '' İki gözüm önüme aksın aşık olmayacağım'' diyor ama siz inandınız mı buna?

Kızımız, aşık olduğu adam şehre geri dönünce ona mektup yazıyor. Hem de bizim abazanın tavsiyesiyle. Mektubu kim götürüyor kaıdnın aşığına? Bizim abazan.

Ama kadın, mektubuna cevap alamayınca umudunu kesiyor. Bakıyor hazırda bir abazan var, e ne yapalım, gel evlenek bari, diyor. Tam bizim abazan bunu duyup sevinçten aklını çıldıracakken kadının aşığı çıkageliyor. Kadın da hemen kendini onun kollarına atıyor tabi.

Kaldı mı bizim abazan gene tek başına. Kadın sonra mektup atıyor buna .'' Pardon'' diyor. ''Kusura bakma. Ben seni de sevdim ama arkadaş olarak yani. Bir gün seni kocamla tanıştıracağım. Bir tanısan çok seversin.'' diyor.

Bi git çay koy allaşkına ya.

İşte bunu ben yazsam bir halt olmam, elin Rus'u yazar Dostoyevski olur.

Gideyim bir çay koyayım ben en iyisi.

AŞKTAN DİNLE


AŞKTAN DİNLE

Yazarı: Cemalnur Sargut

Yayınevi: Nefes Yayınları

Basım Yılı: 1. Baskı- Kasım 2011

Sayfa Sayısı: 311


Cemalnur Sargut'u ilk defa bir Ramazan programı mıydı neydi, o şekilde görmüştüm televizyonda. Nasıl naif, nasıl şeker bir dille konuşuyordu. Suratımda tebessümle dinliyordum kendisini. Onun tebessümünden geçiyordu belki de bana.

İşte yine öyle bir programdaki konuşmalar bu kitapta toplanmış. Nevval Sevindi sormuş, Cemalnur Sargut yanıtlamış.

Mesnevi okumaları demişler adına. Mesnevi'den bazı konuları ele almışlar, onun çevresinde konuşmuşlar. Aşk olsun, yalan olsun, hasetlik, kıskançlık,sabır, kibir,hastalık, gösteriş, cömertlik, cimrilik bir dünya dolusu konu.

Çok iyi, çok güzel ama benim kafacığım bir türlü algılayamıyor bu kadar derin düşünceleri. Bir sürü derde, belaya maruz kalıp da ''Allah'tan geldi'' demek tamam çok iyi, çok güzel. Öyle de en nihayetinde ama bu kadar büyük bir sabır göstermek...

Örnek vermiş mesela. '' Onbir evladını Konya'da Zümrüt Apartmanı çöktüğü zaman kaybeden sevgili Mehmet amcamın ' O müteahhit cennette mutlaka olacaktır. Çünkü benim ona onbir evladımı şehit etmesinden dolayı ettiğim dua onu cennete götürecektir', diye halinden memnun olma seviyesine yükselmesi, işte kanaatin had safhasıdır.'' demiş.

Benim içinse bu, çok başka bir şeyin had safhasıdır.

Bu kadarı fazla değil mi?

Bu bakış açısı bizi mutlu eder gerçi. Kalbin rahatlar. Depresyon falan bilmezsin hayata böyle bakarsan. İşte böyle bakanları dev takdir ediyorum. Her ne kadar sağlıklı bir düşünce olup olmadığı noktasında şüphelerim olsa da.

Bu inanışta olanlara göre bu dünyadaki dertler, kederler hep sınav. Ne kadar acı çekiyorsan, Allah'ın o kadar sevgili kulusun. Acı çekmeden olmuyor mu hocam bu işler. Bunun için de şu örneği vermiş Cemalnur Sargut: ''Hiç sınav yapmayan bir hoca düşünün'' demiş. ''Sene boyu hiç sınav yapmıyor, kimin iyi kimin kötü olduğunu anlayamadığı için de herkesi sınıfta bırakıyor. Diğer yandan da sık sık sınav yapan bir hoca var. O sınavlar sayesinde kimin iyi kimin kötü olduğunu anlıyor ve ona göre sınıftan geçiriyor.'' Ben şimdi aklımda kaldığı kadarıyla anlattım, o daha güzel söylemiş ama bu mealde birşey işte.

Arkadaş, iki cihanda da mutlu olmak diye bir şey yok mu? İkisini de istiyorum ben. Yok mu böyle bir paket program?

SİNEMA YAZILARI


SİNEMA YAZILARI

Yazarı: Memet Baydur

Yayınevi: İletişim Yayınları

Basım Yılı: 1. Baskı -2004

Sayfa Sayısı: 181


Memet Baydur, tiyatro ile olduğu kadar sinema ile de yakından ilgilenmiş. Hatta o kadar ilgilenmiş ki, bu konuda dersler bile vermiş, hocalık etmiş.

Bu kitap da zaten ders notu niteliğinde. Bildiğin sinema tarihi dersi.

Sinemanın doğuşu ve geçmişten bugüne nasıl bir yön izleyerek geldiğini, öyle teknik bilgiler değil de herkesin anlayabileceği yalınlıkta anlatan şahane eğitici bir kitap bence.

İlk filmlerden başlıyor kitap. Tarihin ilk filmlerinden. Sinema perdesinde sadece dalgaların kıyıya vuruşu, trenin istasyona yanaşması gibi çok kısa görüntüler oynatılmış ilkin. İnsanlar için bu görüntülerin hareketli olması bile yetmiş ilgi çekmeye.

İşte te oradan, şimdinin bilgisayar efektli görsel harikalıklar içeren filmlerine. Nereden nereye hocam.

Yönetmenleri ve filmleri de tek tek ele alarak kronolojik bir kısa tarihini yazmış sinemanın Memet Baydur bu kitapta. Ders kitabı gibi resmen.

SESSİZ GÜVERCİNLER ÜLKESİNDE


SESSİZ GÜVERCİNLER ÜLKESİNDE

Cumhuriyet Yazıları


Yazarı: Memet Baydur


Yayınevi: İletişim Yayınları

Basım Yılı: 1. Baskı, 2006

Sayfa Sayısı: 331


Tiyatrodan hocamız hepimize hakkında araştırma yapmamız için bir yazar ismi vermişti. Benim ödevim de Memet Baydur'du.

Bugüne kadar ismini hiç duymamıştım. Kim olduğu konusunda hiçbir fikrim yoktu. Bir fikrim olduğundaysa kendisi çoktan rahmetli olmuş. Epey geç kalmışım kendisini tanımakta. Bu da benim ayıbım.

1951-2001 yılları arasında yaşamış. Kısa öyküleri, denemeleri, sinema ve tiyatro hakkındaki muazzam bilgi birikimi ile kendisine hayran kaldığımı belirtmeliyim.

1999-2001 yılları arasında Cumhuriyet gazetesinde haftalık köşeyazıları yazmış. O yazıların biraraya getirilmesiyle ortaya çıkmış bu kitap.

''Kuşbakışı'' adını verdiği köşesinde kültürden, sanattan, bilimden bahsetmiş hep. Okuduğu kitapları anlatmış mesela. Okumadığı kitap kalmış mı merak ettim. Hele hele bilime duyduğu ilgi beni çok şaşırttı. Yerçekimi ile, Kuantum ile, Newton ile yakından ilgilenmiş. Hatta bilim hakkında oturup tartışmalar yaptığı küçük bir arkadaş grubu bile varmış.

Kitabın adı, Güner Sümer'in şiirinden geliyor. Şiirde bir tiyatro yönetmeni bir oyunun provasında oyuncuyla konuşuyor:

Tanır mısın
Tanıtmak isterdim
Koşmadan yorulmadan
Sessizce
Oraya doğru yürü
Dur
Bir adım at! Çok uzun oldu.
Uzaklara gittin
Geri gel
Geri gel
O kadar değil
Yarım adım daha
Of
Olmadı uzaklaştın
Ülkeleri aştın
Bilir misin
Neleri ezdin
Yeniden başlayalım
Bak
Dikkatli ol
Bütün bir dünya
Ayaklarının altında
Bir adım
Bir adım daha

VAİZİ VURUN



VAİZİ VURUN

NEFRETİN ORDUSU & KÖTÜLÜK ŞİRKETİ

Yazarı: Ferhat Barış

Yayınevi: Karakutu Yayınları

Basım Yılı: 1. Baskı - Kasım 2011

Sayfa Sayısı: 240


Yakın bir geçmişte AKP ve başbakan aleyhine çıkan ktapların yanlılığı ve yanlışlığını ifade etmek üzere kaleme alınmış bu kitap.

Ergün Poyraz'ın '' Musa'nın Çocukları '' tarzında kitapları vardı hatırlayacaksınız. Sürekli bu minvalde yeni bir kitabı çıkıyordu. İşe Ergün Poyraz'ı sorgulamakla başlıyor kitap. Seçilmiş bir kişi olduğu, bu kitaplarının bir plan çerçevesinde çıktığını anlatıyor.

Kitap önsözünde bir ''onlar''dan bahsediyor. Kimmiş onlar:

''...Herşeyi ellerinde tutmanın, her dokuya nüfuz etmenin verdiği rahatlıkla o kadar serbest hareket ediyorlardı ki, kimileri artık en gizlenmesi gereken şeyleri bile saklamaya ihtiyaç duymuyordu.

Açık açık söyleyenleri bile çıkıyordu.'Biz buraların sahibiyiz, siz de kim oluyorsunuz?'

Potansiyel tehlike olarak gördükleri her şeyi yakıp yıkıyor, her hareketi engelliyor, neredeyse istemedikleri tek nefese bile izin vermiyorlardı...'' diyor.

Her yeri ele geçiren bir ''onlar'' hep oldu zaten bu memlekette. Önceden başkasıydı, şimdi başka bir ''onlar''.

Şimdi de AKP geçirmedi mi her yeri eline. Önceden ''CHP'nin arka bahçesi'' dediği yargıyı şimdi kendisi ele geçirmedi mi mesela ? Önceden kınadığı her şeyi şimdi kendisi yapmıyor mu? Cumhurbaşkanı Abdullah Gül geçenlerde güzel bir laf etti. 28 Şubat ile ilgiliydi söylediği ama hayatın her alanına da uyar. ''Rövanşizme dönüştürmeyin'' dedi. Partiler, hükümetler bu tür bir intikam alma yarışına girmeseler, ele geçirme yerine el ele vermeyi tercih etseler, bütün dünya buna inansa, hayat bayram olsa.

Kitaptan fazla uzaklaşmadan konuyu bağlayayım. Savunma niteliğinde bir kitap bu. Saldırı niteliğinde yazılmış kitaplara cevap mahiyetinde, AKP ve Fethullah Gülen'i aklamaya çalışan, bazı gazeteciler (Ertuğrul Özkök, Soner Yalçın, Fatih Altaylı, Yılmaz Özdil, Bekir Coşkun...vb) ve kitaplar ( Haliç'te Yaşayan Simonlar gibi) hakkında yorum ve eleştiriler içeren , ''bir de buradan bakın'' diyen bir kitap.