28 Temmuz 2011 Perşembe

PERLMUTTER AİLESİ


PERLMUTTER AİLESİ

Yazarı: Panait Istrati


Çeviren: Yaşar Nabi Nayır


Yayınevi:Varlık Yayınları


Basım Yılı: 5. Basım - 2004


Sayfa Sayısı:135



Romanyalı bir Yahudi ailesinin parçalanıp dağılışını anlatan kitap.

Ailenin çocuklarının hepsi Yaprak Dökümü. İzak desen sersefil bir hayat sürüyor. Şimke desen maddi anlamda yolunu buluyor ama manen çökük. Ester desen , yaşlı ve zengin biriyle evlendiriliyor ama bu hiç de iyi olmuyor.


En güzeli çocuk mocuk yapmayacaksın. Çocuğun mu var ,derdin var. :)

ÇIPLAK AYAKLIYDI GECE


ÇIPLAK AYAKLIYDI GECE

Yazarı: Ahmet Ümit


Yayınevi: Everest Yayınları


Basım Yılı: 1. Basım 1992 Cem Yayınevi - 11.Basım Temmuz 2010 Everest Yayınları


Sayfa Sayısı: 104



12 Eylül ne lanet bir dönemmiş. O yıllara ait bütün kitaplar acıyla, işkenceyle, hüzünle dolu arkadaş. Al bu da onlardan biri. Ülkenin pırıl pırıl gençliği, koskoca bir nesli tükenmiş bu yıllarda. Yazık olmuş. Çok yazık olmuş.

İşte bu darbe dönemine direnen insanların gerçek hayatlarından yola çıkılarak yazılmış bu kitap.

Ahmet Ümit uzmanı değilim, bu da zaten İstanbul Hatırası'ndan sonra okuduğum ikinci Ahmet Ümit romanı. Ama zannedersem bu kitap pek Ahmet Ümit tarzıyla bağdaşmıyor. Çizgisinin dışında. Ama güzel.

NAMAZIMI KILIYORUM



NAMAZIMI KILIYORUM


Çünkü Kendime Saygım Var


Yazarı: Mehmet Akbulut


Yayınevi: Akis Kitap


Basım Yılı: 1. Baskı - Eylül 2010


Sayfa Sayısı: 157



Bir Ankara-İstanbul otobüs yolculuğu esnasında mola yerinde satılan kitapları incelerken gözüme çarptı bu kitap. ( Kamil Koç Taytem Dinlenme Tesisleri - İsmail'in Yeri)

Kitabın içeriği zaten adından belli. Farklı kılan mizahi dili. Gerçi mizahi diyorum ama, eh işte yani. Kendine yetecek kadar mizahi.

Namazsız Hava Sahası, Fazla Namaz Göz Çıkarmaz, İnanıyorum O Halde Allah'ın Kuluyum gibi konu başlıkları altında namazın faydaları, çeşitli anektodlarla ve hadislerle desteklenerek anlatılmış.

Çok etkileyici olduğunu söyleyemem ama yine de Sübhanallah, ibretlik bir eser kardeşler.

24 Temmuz 2011 Pazar

KÜÇÜK ŞEYLER


KÜÇÜK ŞEYLER

Yazarı: Samipaşazade Sezai


Yayınevi: Bordo Siyah Klasik Yayınlar


Basım Yılı: 1892 , 2006


Sayfa Sayısı: 154


İçinde trajikomik hikayecikler barındıran bir öykü kitabı.

Giyiminden kuşamından gözüne çok büyük bir adam gibi gözüken ama aslında okuma yazma dahi bilmeyen adamın anlatıldığı '' Bu Büyük Adam Kimdir?'',


Büyükada'da, kocasından daha çok kedilerini seven kadınla kocasının anlatıldığı ''Kediler'',


Çok küçük bir pahaya, dev bir geçmişin silindiği ''İki Yüz Elli Kuruşa Bir Asır'',

Aşırı derecede yürek parçalayıcı ''Düğün'' gibi, küçük küçük şeyler var.

BÖĞÜRTLEN


BÖĞÜRTLEN

Yazarı: Mehmet Rauf


Yayınevi: Akvaryum Yayınevi


Basım Yılı: 1926 , 2011


Sayfa Sayısı: 96



Pek naif, pek narin bir aşk hikayesi.


Pertev Bey, arkadaşı Nihat ile gezinirken üç tane hoppa kız kardeşin yanında adeta sığıntı gibi yaşayan Müjgan'ı görür. Görür görmez de vurulur.
Müjgan'a ufak ufak yazmaya başlar ama Müjgan ''Ben senin bildiğin kızlardan değilim'' demeye getirince Pertev bir bozulur.Müjgan'a ciddi düşündüğünü kanıtlamak için evlenme teklif eder. Ama bu defa da Müjgan, ''Daha birbirimizi tanımıyoruz ki'' deyince Pertev çok üzülür ve terki diyar eyler.

Halbuki kız doğru söylüyor. Hele bir otur solkuklan yeğenim.


Pertev, Müjgan'ın aşkına daha fazla dayanamayıp geri döner. Müjgan da zaten, Pertev gidince biraz pişman olmuştuR.Tekrar biraraya gelince kavuşurlar.


Ulan ne ayaksınız. İlla böyle bir heyecan, bir atraksiyon.


Böğürtlen az bulunan yabani ama bir o kadar da lezzetli bir meyve ya. Esas oğlan Pertev Bey, aşık olduğu esas kızı Müjgan'ı böğürtlene benzetiyor. Kitabın adı da buradan geliyor.


Mehmet Rauf, ''Eylül'' adlı romanıyla büyük çıkış yapmış ama sonra aynı başarıyı bir daha yakalayamamış. Para kazanmak için gazetelerde bunun gibi öyküler yazmaya başlamış. Ama bu da güzel bence. Gideri var yani.

22 Temmuz 2011 Cuma

ÇAĞLAYANLAR


ÇAĞLAYANLAR

Yazarı: Ahmet Hikmet Müftüoğlu


Yayınevi: Akvaryum Yayınevi


Basım Yılı: 1930 , 2010


Sayfa Sayısı: 144



Vatan millet İstanbul (evet, İstanbul) aşkı aşılama misyonu güden kitap.

Yazar, 1911- 1930 yılları arasında memleketin haleti ruhiyesini yansıtan kısa hikayelerle ''Burası güzel bir ülke. Biz güzel bir milletiz. Sevin ülkemizi. Sevin birbirinizi.'' şeklinde kabaca özetleyebileceğim ana konulara yer vermiş.

Aslında bakınca, bugünkünden çok da farklı sayılmaz. Sokaklarda yabancı dillerin etkisi altında kalmış mağaza isimlerinden yakınmış mesela. Kendi müzik türünü, dansını, yerel motiflerini küçümseyen Türkleri kınamış.Bunların yanlışlığından bahsetmiş.

Ah benim güzel ve yanlız ülkem.

ZEHRA


ZEHRA

Yazarı: Nabizade Nazım


Yayınevi: Akvaryum Yayınevi


Basım Yılı: 1896 - 2010


Sayfa Sayısı: 150



Bu nasıl br intikam ateşidir, bu nasıl şiddetli bir öc alma duygusudur.

Zehra ile Suphi Bey, mutlu mesut yaşayan bir evli çift iken herşey Suphi'nin annesinin, ev işlerine yardımcı olsun diye aldığı hizmetçi Sırrıcemal'in gelmesiyle başlar.

Suphi ve Sırrıcemal mercimeği fırına verir ve ayrı bir eve çıkıp ayrı bir dünya kurarlar kendilerine.
Bunu öğrenen Zehra hasetinden çatlar. Ve Suphi'den intikam almaya karar verir. Hem de ne intikam.

Merak edenler kitabını okusun, okumak isteyenler için özeti ve sonu aşağıda:


Zehra, Ürani adlı bir fahişeyi Suphi'ye musallat eder. Ürani'ye aşık olan Suphi bu uğurda varını yoğunu harcar. Sırrıcemal bu duruma dayanamayıp intihar eder.

Bu arada Zehra, Suphi'nin muhasebecisi ile evlenir ve Suphi'yi iyice çulsuz bırakırlar. Ürani de Suphi'den sıkılıp onu terkedince bir başına kalan Suphi sokaklarda sersefil olur. O da Ürani'yi öldürerek ondan intikamını alır. Bunun cezası olarak sürgün edilir.


İntikam alan ama bu intikamın sonucunda Suphi'nin kendisine döneceğini zanneden Zehra çok yanılır. Suphi'nin annesinin de sefil bir şekilde bir başına öldüğünü görünce ,yaşadığı acılara daha fazla dayanamayıp hastalanır ve ölür.


Sonuç; intikam soğuk yenen bir yemektir.

20 Temmuz 2011 Çarşamba

DÜRDANE HANIM


DÜRDANE HANIM

Yazarı: Ahmet Mithat Efendi


Yayınevi: Akvaryum Yayınevi


Basım Yılı: 1882, 2010


Sayfa Sayısı: 166



Kitabın adının Dürdane Hanım konulması, Ulviye Hanım'a ayıp olmuş bence. Bu kitabın adı Ulviye Hanım olmalıydı. Çünkü asıl karakter bence o.

Dürdane Hanım, umutsuz bir aşka düşmüş genç bir kızdır. Aşık olduğu adam Mergub Bey, Dürdane'nin bütün ısrarlarına rağmen onunla evlenmek istememekte, hatta hamile olan Dürdane'nin çocuğu doğurup öldürmesini teklif etmektedir.


Ulviye Hanım, Dürdane'nin komşusudur ama birbirileriyle hiçbir tanışıklıkları yoktur. Genç ve neşeli bir dul olan Ulviye Hanım, yeni icat edilmiş ve memlekete yeni yeni girmiş telefonlardan bir tanesini kendi evine, bir tanesini de gizlice Dürdane'nin odasına yerleştirir. Dürdane'nin hayatında olup bitenleri gizlice dinleyerek hayatına eğlence katmaya çalışır.


Mergub Bey'in , Dürdane'ye olan tutumuna gıcık olan Ulviye Hanım, Mergub'tan intikam almaya karar verir.


Erkek kılığına girip kendisini Acem Ali Bey diye tanıtan Ulviye Hanım, azılı bir serseri olan Sohbet Bey ile tanışır.
Sohbet Bey, Acem Ali Bey'i sevip saymaktadır.

Mergub'tan intikam alma konusunda ise Sohbet Bey'in '' Hiçbir şey göründüğü gibi değildir'' temalı konuşması ile Acem Ali Bey yani Ulviye Hanım, tereddüte düşer.


Göründüğü gibi komple Ulviye Hanım götürüyor romanı ama romanın adı Dürdane Hanım. Ayıp bence. Çok ayıp olmuş Ulviyeciğime.

19 Temmuz 2011 Salı

SUÇ


SUÇ
( VERBRECHEN)


Yazarı: Ferdinand von Schirach


Çeviren: Itır Arda


Yayınevi: Ntv Yayınları


Basım Yılı: 1. Baskı- Nisan 2011 , 3. Baskı - Mayıs 2011


Sayfa Sayısı: 199



Bir ceza avukatından gerçek hikayeler.

Almanya'da 45 hafta en çok satan kitaplar arasında yer alan kitap, 32 ülkede yayınlanmış.


Reklamı geçip özüne inersek;


Alman ceza avukatı, meslek yaşamında karşılaştığı ilginç olayları anlatmış. Ama ne olaylar. Kesmeli biçmeli, acayip acayip cinayetler. Her birini 8-10 sayfaya sığdırmış.


Polisiye kitaplar yazan bir yazarın elinde rahat bir 300 sayfalık roman olabilecek ya da sinemada iyi gişe getirebilecek bir film olma potansiyeli var tüm öykülerde. Ki nitekim kitaptaki olaylardan biri olan ''Şans''ı yakında vizyonda görürseniz şaşırmayın. Film hakları satın alınmış bile.


Kitabın yazarı, aslında bir avukat olduğu için öyle romansı bir havası yok. Hukuki terimlerle de dolu değil. Ama Alman ceza yargısı konusunda küçük bilgiler veriyor. Orada savcı, yargıç ve avukatın kafa kafaya verip dava ile ilgili sohbet eder gibi konuşup tartışmalarını, savcının avukatı arayıp davayla ilgili görüşmek istediğini, dört günde biten ağır ceza davalarını okuyunca şaşkınlıktan küçük dilimi yutayazdım.

MUSA'NIN ÇOCUKLARI


MUSA'NIN ÇOCUKLARI
Tayyip ve Emine


Yazarı: Ergün Poyraz


Yayınevi: Togan Yayıncılık


Basım Yılı: Nisan 2007


Sayfa Sayısı: 333



Çok güzel bir eleştiri kitabı olabilirdi. Tayyip Erdoğan'ın belediye başkanlığı dönemindeki yolsuzluklar, söylediği yenir yutulur cinsten olmayan büyük gaflar, devlet kurumlarındaki kadrolaşmalar, hukuksuzluklar ve benzeri. Ama ''Tayyip'in bindiği at bile onu sırtından attı. Bu halk, bir atın yaptığını beceremedi.'' diyince ben seni ciddiye alamıyorum ki Ergün Poyraz.


Zaten de sürekli kendini tekrarlayan sayfalarla dolu. Biz okulda yapıyorduk bunu. Hukuk Fakültesi sınavları haliyle biraz zor oluyordu. Hocaların sınavda uzun uzun cevaplar istediği şeklinde inanışlarımız vardı. Biz de o yüzden bir cümleyle anlatılabilecek bir durumu, aynı anlama gelebilecek farklı kelimelerle uzun uzun anlatıyorduk. Aha bu kitap da öyle.


Yaklaşık 20-30 tane kitaptan alıntı, bir o kadar da gazete haberi ve köşe yazısından. Öyle ki yazar nerede kendi düşüncesini yazmuş, nereyi alıntılamış ,anlamak mümkün olmuyor bazen.


Bu arada Ergün Poyraz, Ergenekon soruşturması kapsamında hala tutuklu mu ya?

16 Temmuz 2011 Cumartesi

OSMANCIK


OSMANCIK

Yazarı: Tarık Buğra


Yayınevi: Ötüken Neşriyat


Basım Yılı: 1. Basım 1982 - 24. Basım 2008


Sayfa Sayısı: 350



Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucusu Osman Bey'in tarih kitaplarında bulunamayacak insan yönünü anlatan roman.

Ertuğrul Bey'in oğlu olan Osman, gençlik yıllarında başında kavak yelleri esen, gücü kuvveti yerinde fakat aklı bir karış havada, Osmancık adıyla anılan biridir.

Şeyh Edebalı ile tanışıp ondan öğütler aldıkça hayata bakışı ve karakteri değişir. Asıl yiğidin, öfkesini yenebilen kişi olduğunu öğrenmeye başlar.


Bir de şeyhin kızı Malhun Hatun vardır tabi. Zümrüdü ankam diyerek sevdiği kadın. Onunla evlenebilmek için de yapması gerekenler vardır.

Zamanla Osmancık, Osman Bey olur. Gazalar, zaferler, şehit dostlar görür.


Osman Bey'in Osmancık'tan, Osman Gazi Han'a dönüşü ve bu süreçte Osmanlı İmparatorluğu'nun meyvelerinin nasıl atıldığını okuruz roman boyu.

Şeyh Edebalı'nın öğütleri de kitapta altı çizilmeden geçilemeyecek noktalardan:

''Dünya'yı bize büyük gösteren bizim küçüklüğümüzdür.Hırsımız, sabırsızlığımız, bencilliğimizdir. Önce bunların yüzünden küçülüyor, sonra da Dünya'yı çok büyük görüyoruz.


Bak, gökyüzüne bak.


Çok büyük dediğin Dünya, şu gördüklerinin en küçüğünün yanında tırnak ucu kadar bile kalmazmış.


Doğru, Dünya büyüktür. Çok çok büyüktür. Fakat bir ömür için, br tek insan içindir bu büyüklük. Bir soy için değil; bir soyun benimseyeceği, bir soya benimsetilecek bir amaç, bir inanç, bir ülkü için değil.''

12 Temmuz 2011 Salı

BİT PALAS


BİT PALAS

Yazarı: Elif Şafak


Yayınevi: Doğan Kitap


Basım Yılı:Doğan Kitap'ta 1.Baskı Mart 2009


Sayfa Sayısı: 379



Bir an bir '' Şehrin Aynaları '' sendromu yaşayacağımı sanmıştım. Bir sürü ve birbirinden ilgisiz isimler silsilesi ile yine kafam bulanacak, okumuş olmak için okuyacağım bir kitap olacak diye eyvahlanırken, yanıldığımı kısa sürede anladım.


Bonbon Palas sakinlerinin her birini tek tek anlatıyor Yazar. Bir apartmanın içinde yaşayanların kim olduklarını okudum, daha kapı komşusunu tanımayan ben.


Çok nezih bir semtte bulunan bu güzel görünümlü apartman, içini saran çöp kokusu ve oradan buradan fırlayıveren böceklerle bir türlü başedememektedir. Kitabın sonuna doğru da anlarız bunun sebebini. Anlarız ve çok şaşırırız.

KAMELYALI KADIN


KAMELYALI KADIN

Yazarı: Alexandre Dumas


Yayınevi: Kenta Yayınevi


Basım Yılı: 1848


Sayfa Sayısı: 224


Gerçek bir hayat hikayesine dayanıyormuş bu aşk romanı.

Yazar, zengin erkeklerle beraberlik yaşayan (hadi ağzımızı bozalım, kitaptaki tabiriyle yosma olan) Marie Duplessis ile tanışmış. Ve bu kadın da romanın ilham kaynağı olmuş.


Güzelliği dillere destan Marguerite'nin ölümünün ardından evindeki değerli eşyaların açık artırma ile satılışından başlıyor kitap. Yazar da bu artırmadan birşeyler alıyor. Bir süre sonra genç bir adam yanına gelip, satın aldığı şeyleri istiyor ondan. Sebebini de anlatıyor. O Marguerite'nin aşığıdır. Marguerite ile yaşadığı büyük aşkı anlatır yazara. Nasıl sevdiğini ama nasıl kavuşamadığını.


Eeee, kavuşursan meşk olur, kavuşamazsan aşk olur mirim.

3 Temmuz 2011 Pazar

KADIN BUDALASI


KADIN BUDALASI

Yazarı: Fyodor Mihayloviç Dostoyevski


Çeviren: Osman Çakmakçı


Yayınevi: Bordo Siyah Yayınları


Basım Yılı: 1.Baskı 2010


Sayfa Sayısı: 192


Kadın budalası deyince ben de bayağa kadın düşkünü bir adam anlatılıyor sanmıştım ama değil. Yani o kadar da adama budala denecek kadar abartılı bir durum yok.

Kahramanımız Velçaninov (Aleksi İvanoviç), yıllaaaar yıllar önce tanıştığı Pavel Pavloviç Trusotski'nin ani ziyaretiyle şaşakalır. ( Bu arada Rus isimlerine de hastayım.)


Velçaninov, aslında Pavel Pavloviç'i değil de, onun rahmetli karısını daha iyi tanır. ( Anladın sen onu.) Ama Pavel Pavloviç'in bunu bilmediğini sanmaktadır. O öyle sanadursun. İntikam soğuk yenen bir yemektir. (Piiiii, bunu da söyledim yaa, daha kendime birşey demiyorum)


Kitabı okuyalı epey zaman oldu, biraz daha anlatmaya kalkarsam muhtemelen sallayacağım ama aşağı yukarı şöyle birşeydi. Bu Pavel Pavloviç, bir ailenin genç kızından hoşlanıyor, evlenmek istiyor ama kızın buna baktığı yok.

Sonra ne oluyordu, tamamen unuttum. Bir daha okumam lazım. Zaten bir büyüğümüz demiş ki hiçbir kitap iki kez okunmadıkça okunmuş sayılmaz.


Ama güzel kitaptı. Keyifle okumuştum.

ASILACAK KADIN


ASILACAK KADIN

Yazarı: Pınar Kür


Yayınevi: Everest Yayınları


Basım Yılı: 1. Basım 1979 (Bilgi Yayınları) - 10. Basım 2004 (Everest Yayınları)


Sayfa Sayısı: 134



İçimi parçaladı bu kitap yemin ediyorum. Bir de gerçek olaymış ya bu. Te Allam Yareppim.

Önce bir hakimin ağzından okuyoruz. Hakim, karısı tarafından aldatılmış, bu yüzden kadınlara bir güvensizlik duyuyor. Karşısına çıkan sanık bir kadınsa peşin hükümlü olması işten bile değil.
Karşısındaki genç kız (çocuk hatta), adam öldürmekten yargılanıyor. Genç bir delikanlıyı ayartmış ve yaşlı ve zengin kocasını öldürtmüş.

Kitabın ikinci kısmında bu genç kızın ağzından dinliyoruz olayları. Yaşlı ve zengin kocasının aynı zamanda ne kadar ağır sapık ve ruh hastası olduğunu öğreniyoruz. Kızcağıza neler yaptığını ve yaptırdığını okuyoruz. Pis, ahlaksız, namussuz, aşağılık herif.


Son bölümde de , bu kıza umutsuzca aşık olmuş delikanlıyı dinliyoruz. Kızı kurtarmak isterken nasıl da işleri daha beter hale getirdiğini okuyoruz.


Bu tekniğe ''bilinç akımı'' deniyormuş. Olayları, farklı kişilerin bakış açılarından eş zamanlı anlatmak.


Pınar Kür, gazetede okuduğu bir haber üzerine yazmış bu romanı. Ve şahane savcılarımız, yazar hakkında soruşturma başlatmış. Ahlaka mugayir bulunmuş kitap. Yalnızca cinsel tahrik amacıyla yazıldığını iddia etmiş Sayın Savcı. Pes. Bu kitapta yazılanları okuyup tahrik olanın sağlığından şüphe etmek lazım. Yazık. Ne var ki tarih, yazarlar hakkında açılan bu tür davaların ne kadar gülünç olduğunu kısa sürede ortaya çıkarıyor. Bu kitap da onlarca kez basılmasıyla , hakkındaki davanın ne kadar yersiz olduğunu ortaya çıkarmış durumda. Ve bugün okuyup da, kitabın sonunda yazarın Mahkemeye yazdığı savunma dilekçesini görünce, o savcılara bir kez daha gülüyorum. Yazık gerçekten.


Kitabın filmi de çekilmiş 1986'da ve Müjde Ar oynamış. İzlemedim. İzleyebileceğimi de sanmıyorum. Kitabı okurken bile çok üzüldüm. Filmine takatim olmaz.

ÜTOPYA


ÜTOPYA

(Utopia)

Yazarı: Thomas More


Yayınevi: Ulak Yayınları


Basım Yılı: 1516, Ulak Yayınlarında 1. Baskı- 2010


Sayfa Sayısı:205



Thomas More'un ideal devlet hayalini anlattığı kitap.


Yok bu ülkede, her isteyen çocuk yapamasınmış. Belli kriterleri taşıyan çiftler çocuk sahibi olsun. Böylece süperkulade nesiller yetişsinmiş. ( Bu, kitapta yazıyor muydu yoksa ben mi kitaptan böyle bir çıkarımda bulunup uydurdum şu an, tam bilemiyorum şimdi.)


Yok altın maltın çok önemli değilmiş. Çoluk çocuğa oyuncak niyetine altın veriliyormuş.
Yok, herkes aynı tür kıyafet giyiyormuş. Öyle kumaşı ipekmiş, kadifeymiş, renk uyumuymuş falan bakmadan tek tip giyiniliyormuş.

Yok öyle cilt cilt hukuk kitapları, tonla yasaları yokmuş. Çünkü insanlar arasında yaptırım olarak ''ayıp'' mekanizması işliyormuş. Suç işleyeni çok ayıplıyorlarmış, bu da zaten ne büyük cezaymış.


Yok evlilikler ancak ölümle son buluyormuş. Ama aldatma ve dayanılmaz boyuta varan anlaşmazlık hariç.


Yok servet ve özgürlük olmasınmış. Çünkü servet ve özgürlüğün olduğu yerde , insanlar katı ve adaletsiz buyruklara sabırla boyun eğmeyi zul sayar. Buna karşın yoksulluk ve kıtlık insanları köreltir, uysallaştırır ve isyana hazır cüretkar ruhları eze eze öğütürmüş.


Falan bilmemne. Oğlum ne içtin sen ya? Böyle ülke mi olur? Olmaz işte. Ütopya olarak kalır öyle.


Yalnızca bir husus var, ilginç geldi. Diyor ki, devlet hazinesinde para tutan kral, aslında iyi kral değil demekmiş. Çünkü hazinede para çoksa demek ki halk için yeteri kadar harcama yapmamış. Halkına harcasa hazinede o kadar çok para olmazmış. O yüzden Ütopya'da krallar, hazinede para mara tutmaz, paso toplum için harcarlarmış. Değişik.


Sevmedim ben bu ülkeyi.

BİZE NASIL KIYDINIZ?


BİZE NASIL KIYDINIZ?

Yazarı: Emine Şenlikoğlu

Yayınevi: Mektup Yayınları


Basım Yılı: ? - 7.Baskı


Sayfa Sayısı: 237


Sübhanallah, ibretlik bir kitap kardeşler.

Yazar, daha önsözünde kitabın herhangi bir edebi amaç taşımadığını ''...Edebiyattan fakir olan kitapçıkta mücadele azmini ve günümüz çarpıklıklarını bulacaksınız.'' diyerek belirtmiş. Bahsettiği ''günümüz''ün tam hangi gün olduğunu bulamadım. Elimdeki kitapta basım yılı yazmadığı gibi, internette yaptığım ufak çaplı araştırmada da kitabın ilk basım yılını bulamadım. Ha çok araştırsam bulurdum da, çok araştırmadım. Tahminim 1980'ler falan. Yanılıyor da olabilirim tabi. Ama kitap yayınlandığı dönemde o kadar çok ses getirmiş ki, kitabın arkasında yayınevi kitabın ilk baskısının 15 günde 7000 adet basılıp tükendiğini belirtmiş.


Kitabın baş karakteri Rabia adlı genç bir kızdır. Rabia'nın annesi, babasını aldatır ve ardından akıl sağlığını yitirir. Bu şekilde akıl hastanesinde zor koşullar altında bir süre yaşadıktan sonra hayata veda eder.


Rabia, annesi öldükten sonra bile babasını aldatmış olmasını hiç unutmaz ve ondan nefret eder.
Çok sevdiği babasıyla birlikte hayat mücadelesi verir.

Bu arada bir fabrikada çalışmaya başlar. Fabrikada tanıştığı Hüseyin Abisi, Rabia'ya dini bir takım telkinlerde bulunur. Rabia, bu telkinlerden zaman zaman etkilenir, zaman zaman umursamaz.Çünkü etrafında Hüseyin Abi'den başka kendisine dini anlamda yol gösterecek herhangi biri yoktur.


Rabia bu gelgitleri yaşarken anne ve babasıyla ilgili korkunç gerçeği öğrenir. (İlle de kitabı okuyacağım diyenler, şu andan itibaren yazdıklarımı okumasın.Ama yok ben kitabı okuyamam, özet geç de okumuş kadar olayım diyenler varsa buyrun devam edin.)


Meğersem annesi babasını aldatmamış. Babası annesini aldatmış. Hemi de erkek kardeşinin karısıyla. Annesi, kocasını suç üstü yakalamış ve adam, karısına iftira atmış. Yatacak yerin yok be adam. Rabia, bunu öğrenince tabi kahım kahım kahrolur. Sonra da babası hapishaneyi boylar.


Beri yandan herkes Rabia'yı, Hüseyin Abi'ye yakıştırırken, ki ben de okurken pek yakıştırdım, amma Rabia ''yok o benim ağabeyim.'', Hüseyin de ''yok o benim bacım'' dediği için aralarında birşey olmaz. Zaten Hüseyin'in nişanlısı vardır. Ancak Hüseyin, dini propoganda yaptığı için hapse atıldığında, nişanlısı onu daha fazla bekleyemeyeceğini söyleyip Hüseyin'i bırakır. Hüseyin hapisten çıkınca Rabia'ya gider ama o da ne, Rabia evlenmiştir.


Kitap 1994'te filme de çekilmiş. Meraklısı, indirsin izlesin.